Kardeşlik ve Nefsin Üstünlük Yanılsaması Üzerine
Kur’ân’ın “Müminler ancak kardeştir” (Hucurât, 10) ayeti, İslâm toplumuna dair sadece bir birlik çağrısı değil, insanın kendi nefsiyle kurduğu ilişkinin ahlâkî mahiyetini de ele verir. Kardeşlik, burada imanla başlayan ancak nefsle girilen uzun bir mücadelenin sonunda anlamını tam anlamıyla kavrayan bir bağdır.
Hucurât Suresi’nin dikkat çekici yönlerinden biri de insan ilişkilerindeki bozulmayı dış etkenlerde değil, nefsin içten içe ürettiği üstünlük duygusunda aramasıdır. Alay etmek, küçümsemek, kötü zan beslemek ve gıybet… Bunların her biri, kişinin kendini merkeze yerleştirme arzusunun farklı tezahürleridir. Bu bağlamda kardeşliği zedeleyen şey, açık düşmanlıktan çok, insanın kendini başkasından daha değerli, daha üstün ve yüce görme eğilimidir.
Bu eğilim, yalnızca bireysel ilişkilerde değil, ırk ve aidiyet bilincinde de kendini gösterir. Hucurât Suresi’nin “Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık; birbirinizi tanıyasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık” (49/13) ayeti, farklılıkları bir üstünlük gerekçesi olmaktan çıkarır. Irk, soy ve kavim; nefsin övüneceği payeler değil, insanın kendini sınayacağı alanlardır. Buna rağmen kişi, kendi ırkını mutlaklaştırdığında, kardeşliği iman zemininin dışına taşır ve onu nefsin hizmetine sokar.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “Kişi, kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş olamaz” buyruğu, bu noktada belirleyici bir ölçü sunar. Hz peygamber burada imanı, yalnızca soyut bir inanç değil, başkasının hakkını kendi hakkı kadar ciddiye alabilme hatta kendi hakkından üstün görme yetisi olarak tanımlar. Irkını, kökenini ya da aidiyetini başkasına üstünlük vesilesi yapan bir nefs, bu ahlâkın dışına çıkar. Çünkü böyle bir tercih, kardeşini değil kendini, kendi nefsini öncelemek demektir.
İslam ahlâkında kardeşlik, bu nedenle, yalnızca paylaşmakla değil, bazen vazgeçmekle bazen geri durmakla bazen de kendinden feragat etmeyi içselleştirmekle sınanır. Kişinin kendi kimliğini mutlaklaştırmaktan vazgeçmesi kardeşini kendine denk görmesi ve hatta kimi zaman onu öncelemesi, nefs terbiyesinin en zor merhalelerindendir. Irk üstünlüğü iddiası ise bu terbiyenin en erken ve en açık ihlallerinden biridir.
Bu sebeple İslam kardeşliği, güçlü bir söylemden çok, zor bir ahlâk pratiğidir. Müslüman toplumu ayakta tutan şey ortak kökenler değil, nefsini aşabilmiş bireylerin kurduğu adalet ve merhamet zeminidir. Kardeşlik, İslam’da ancak bu zeminde sahici bir anlam kazanır…
Yorumlar
Yorum Gönder