Önümü iliklediğimi unuttuğum günler
Rüzgârdır önümü eteklerinden sıyıran dağ
yüzümü çizmişler bir açıklığa.
Ah! bir dağdağan kuş sürüsü avuçlarımda,
içimdeki alemden koptular yataklarına.
Ey darıları daralan sarı dünya,
ey sanrılar girdabı;
bir yüzünde ölüm, öbüründe sardalya
suların Kerbelasıdır kundağın,
sarhoştur dibinde albatros,
dini iki oturumluk angarya.
Önümü iliklemeyi unuttuğum günler:
bir Tanrı sunağında,
önümde secdeye durdu Mephisto.
Her sabah bir ülke yıkılırdı aynalarda.
Ey yüzüne ay ışığı inmiş çocuk,
göğsünde mavzerlenmiş dünya:
bir yanın Napolyon, öbüründe Prusya.
Ve ey bozbulanık çağın bozuk akordu,
çivileri gevşemiş bir sabahın çarkı dönüyor içimde;
bütün bir imparatorluğun dağılan harfleri,
korkunun gölgesine sinmiş asker artığı dualar
gökten sicim sicim dökülüyor içime.
Rüzgâr kırığı bir kandil taşırım ben
unutkan bir suyun hafızasında,
kederli bir iz salyangoz adımlarında.
Ah! darmadağın bir haritanın kalbi,
kımıltısız bekliyor paslı sınırlar şafağında.
Ve dünya:
göğsüme ilikli kalmış bir uyumsuzluk cephesi.
Bir yanım ateş,
öbür yanım bedestan.
Aynalar hâlâ tutanak tutuyor yüzümden;
sürgün yazıyorlar alnıma,
yenilgiler çoğalıyor yanağımda.
Ey omzuma çöreklenen uğultu,
benim içimde devrilen tahtların hesabını
kim tutacak şimdi?
Yorumlar
Yorum Gönder