İki Dünya Arasındaki Sanal Sığınak!
Her insan iki ayrı dünya arasında gerilimli bir parçalanmışlıkla yaşar: İçinde özgürce (!) inşa ettiği zihinsel dünya ve içine doğduğu nesnel dünya. Bu iki dünya arasındaki mesafe açıldıkça, birey ikisinden de vazgeçmek istemez; aksine içsel tasavvurunu dış dünyaya dayatmaya veya onu kendi zihninde kurguladığı dünyanın bir yansıması haline getirmeye çalışır. Bu çaba, bireysel ve toplumsal ölçekte olumlu, olumsuz ya da nadiren nötr sonuçlar doğurur.
Ancak dışsal gerçekliği tamamen içsel bir ideale dönüştürme arzusu, doğası gereği imkânsız bir ütopya olarak kalmaya mahkûmdur.
Birey, kendi idealini nesnel dünyaya tamamen kabul ettiremediğinde, mutlak bir uyumsuzluk ve yıkıcı bir düş kırıklığıyla (olumsuzlukla) yüzleşir. Günümüz dijital çağı ise bu noktada devreye girerek söz konusu olumsuzluğu aşmanın yeni bir yolunu sunmaya çalışır: Sanal Dünya.
Sanal dünya, insanın zihninde inşa ettiği o ideal dünyanın kusursuz bir ölçeği değil, aksine bir tür gölgesi mesabesindedir. Buna rağmen bireye, gerçek dünyada yaşadığı sarsıntılı ve kopuk hissettiren çatışmalardan uzak, daha konforlu bir alan sağlar gibi görünür. Gerçek dünyayı dönüştürme mücadelesinin getirdiği ağır sorumluluk ve hayal kırıklığı, sanal dünyanın sunduğu pasif ve izleyici konum sayesinde hafifletilir.
Sonuç olarak çağdaş insan, içsel dünyasını dış dünyada inşa edememenin yarattığı varoluşsal gerilimi, gerçekliği dönüştürmeye veya ona uyum sağlamaya çalışmak yerine, kendisini eylemsiz bir izleyiciye dönüştüren sanal dünyanın sahte konforuna sığınarak çözmeye/aşmaya çalışır…
Yorumlar
Yorum Gönder